CUMHURİYET KADINLARI
Şafak Ağustoslu Yazım_Tarihi:7.12.2010
Türkiyede kadınlar, seçme ve seçilme hakkını birçok büyük devletten önce almışlardır.
Aşağıdaki alıntıyı okursanız daha iyi anlayacaksınız.
Atatürk'ün ve Cumhuiyetin kadınlara getirdiği güzel bir olgu. Bazı kişiler başörtüsü için yazılar yayınlıyorlar. Burada verip veriştiriyorlar, ama iş gerçeklere geldiğinde, ne kadar zayıf temellere dayandığını göreceksiniz.
Madem kadın çok değerliydi ve İslamiyeti yaşamak bu kadar önemliydi, neden Osmanlıda kara çarşafla dolaşan, peçeyle dolaşan, kadınların hiç bir hakkı yoktu. Sadece çocuk doğur, tarladaysan tarlada çalış, eee başka ne var.
Okumasınlar, kendi haklarının bilincine varmasınlar, baş kaldırmasınlar diye sindirilmiş kadınlar.
Fakat cumhuriyet kadını öylemi ? HAYIR!
Okuyan, fikir yürüten, hatta bilim kadını olan, buluşlar yapan biri oldu. Aynı zamanda seçimlerde istediklerini seçen, hatta seçilme hakkını kullanan kadınlarımız var.
Kimse bana osmanlıda kadınlar daha değerliydi demesin.
Her şey, zamana göre değişebilir. Yeter ki eski zamanda kalınmasın, eskiye özlem duyulmasın.
Şu anda başörtüsüyle okula alınmadığını, eğitim hakkının sekteye uğratıldığını, hatta zaman, zaman bundan dolayı, Atatürk'e bile dil uzatan zihniyet, osmanlı zamanında okula bile gidemiyordu. Hatta bazı yerlerde evlattan bile sayılmıyordu.
Bumudur zihniyet .
Uzun lafın kısası şudur. Tarihi gerçekleri bilerek ve isteyerek çarpıtıyorlar. Sadece sempati kazansınlar diye. Kimsenin başörtüsüne karışmak değil niyetim. Analarımız hala başörtüsü takıyor, onlara kimse bir şey diyor mu? HAYIR!
Neden bu gençlere deniliyor. Gençleri kullanarak, kendi istedikleri rejimi getirmek. Din sömürüsü yaparak, insanların imanını siyasete alet etmek. Mini etekle gelen memurlar kılık kıyafetine bakılarak ikaz ediliyor. O zaman onları da serbest bırakalım isteyen istediğini giyinsin.
Şöyle bir hayal edin. TBMM havai görüntülerine bürünsün. Havai gömlekli, spor şortlu, milletvekili erkeklerin yanında, mini etekli oldukça dekolte giyinen bayan milletvekilleri ve bunların arasında baş örtülü bayan milletvekilleri olsun.
Karısını kapatıp, kendi atletle dolaşan sakallı milletvekilleri olsun.
Bence bir hayal edin. TBMM Türk milletini temsil ediyor. O zaman bazı kurallara uyulacak.
Peki bende bir hakkımı istiyorum. Şehirler arası otobüste, bol soğanlı lahmacun yada dürüm yemek. Balkonda, şöyle güzel bir mangal partisi vermek. Neden kanunen engelleniyorum. Bu benim en doğal hakkım, ama madalyonun öbür yüzünden bakarsam, insanlar rahatsız olur diye kendi kendimi frenleyebilirim. Bunlara da görgü kuralları denir. Toplumsal yaşamda bu gereklidir asla kanun maddesi olamaz.
Kadınlarımız, başlarını kapatması gerekiyorsa kapatsınlar, Fakat şunu bilsinler ki devlet memuru olarak hiç bir kademede çalışamazlar. Bunu bilerek yola çıkarsa o zaman problem kalmaz. Laik Türk devleti temsilcileri, Kılık Kıyafet dahil bir takım kurallara uymak zorunda.
( Size bir örnek vereyim. Hala dünyaya gönderdiğimiz o kadar tanıtıcı filimden sonra, dünya bizi çarşafla denize giren millet olarak tanıtıyor, Hatta daha da önemlisi sohbet odalarında ben türküm dediğinde, yabancılar Türkleri Arap devletleriyle karıştırıp, terörist olduğumuzu iddia ediyor.)
Atatürk'ün “çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmamız gerek”. Sözüne geliyoruz. Kendimize çeki düzen verip, bu tip kavgalara girmeyelim. Dini siyasete malzeme yapmayalım.
Alıntı:
Kadınlar, Türk Kurtuluş Savaşı'nın en önemli unsurlarından biriydi ve Mustafa Kemal, Cumhuriyet'in ilanından sonra ‘‘kadın hareketi’’ne büyük önem verdi.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, İkinci Meşrutiyet sırasında başlayan kadın uyanışı, cumhuriyetle birlikte büyük bir ivme kazandı. Kadın hareketinin ve haklarının en büyük savunucusu ise, her öncü eylemde olduğu gibi, Mustafa Kemal'di.
Atatürk, kadınların siyasal örgütlenişini, Kurtuluş Savaşı yıllarında destekliyordu. 1923 yılının yaz aylarında, daha Halk Fırkası ve Cumhuriyet kurulmadan ‘‘Kadınlar Halk Fırkası’’ kurulmuştu. Bu siyasi örgüt, her açıdan Cumhuriyet hükümetlerine baskı yaparak, kadın haklarının savunucusu oldu. Şubat 1924'te ‘‘Türk Kadın Birliği’’ kuruldu. Fakat Türk kadınının çağdaş yasal haklara kavuşmaları, biraz zaman aldı.
Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin, her toplumsal kademesinde öncülük eden kadınlara, ilk siyasal hakları, 1930 yılında çıkarılan Belediyeler Kanunu ile verildi. Ardından 1934 yılında, Malatya Milletvekili İsmet İnönü ve 191 arkadaşının verdikleri bir yasa değişikliği teklifiyle, Türk kadını milletvekili seçilme hakkını kazandı. O tarihlerde Avrupa ve Amerika'da kadınların böylesine çağdaş hakları, henüz yoktu.
1 Mart 1935 yılında toplanan TBMM'de tam 18 kadın milletvekili yer aldı.
Türk kadını seçme ve seçilme hakkına, birçok Batı ülkesinden daha önce sahip oldu.
Atatürk, kadının seçme ve seçilme hakkına kavuşmasıyla ilgili olarak, " Medeni memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu salahiyet ve liyakatle kullanacaktır." diyerek kararlılığını belirtmiştir.
Milletvekili seçimlerinde, Türk kadını ilk kez seçme seçilme hakkını kullandı.
8 Şubat 1935 de, Meclise 18 kadın milletvekili girdi. İtalya'da kadınlar 1948'de, Japonya'da ise ancak 1950'de seçme hakkını kazandı. Türkiye'nin Medeni Kanun'u aldığı İsviçre'de ise kadınlar seçme ve seçilme hakkını 1971'e kadar alamadı. İsveç ve Danimarka örneklerinde de durum farklı değildi.
Türk kadını, Atatürk hayattayken yapılan son seçimde (1935) ilk kez seçilme hakkını kullandı ve TBMM'ye 18 milletvekiliyle girdi.
Kadına milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesinden önce de, 1926'da Büyük Millet Meclisi onayıyla Medeni Kanun yürürlüğe girdi ve kadını, 'şeriat'tan kurtararak, haklarını 'iade etti'.
TBMM tarafından, 3 Nisan 1930'da kabul edilen bir başka yasa ile, kadına belediye seçimlerine katılma hakkı tanındı. 26 Ekim 1932'de ise kadına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı getirildi.
8 Ekim 1934'de kabul edilen ve 5 Aralık 1934'de yürürlüğe giren son yasayla da, kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. Ancak 2000'li yıllarda nüfusun yarısını oluşturan kadınların, Meclis'teki temsil oranı yok denecek kadar az.
Kadın milletvekili sayısı, erkek milletvekillerinin sadece % 4,2’si oranında.
Kadınlarımız kendi haklarını bilip, onlara sahip çıkmak zorunda.